Mesnevi’den bir bölüm:
Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar yol kenarında.
Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini, nasıl olup da bir 'yabancı' yı kendi kardeşlerine yeğlediklerini.
Biri karga, biri leylek... O kadar farklıdır ki kuşlar. İhtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine.
Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle.
Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Ta ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar.
O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, birlikte yaşarlar beklenenlerin yanında tutunamayanlar.
O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan.
Topal kuşlar birbirlerinin 'arıza'larını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine.
En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır.
Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mutlu olanların ortak paydaları sabun köpüğü gibidir uçar, söner.
Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran, yaklaştıran...
X X X
Çevremizi incelediğimizde arkadaş gurupları olsun, dernekler, odalar, siyasi partiler olsun; bir araya gelen insanların ortak özellikleri var. İnsanlar, kendilerini anlayan, ortak noktaları olan, yaşamın birçok paydasını paylaşan kişilerle birlikte olmayı tercih ediyor.
Buna karşın, insanlardaki bencillik ve egolarını tatmin, maddi ve kariyer hırsı, birbirlerine kazık atma, bir şeyler elde etme uğruna bilerek haksızlık yapma, hatta en değer verdiklerini bile ezip geçme ihtirasına yöneltiyor. Toplumda insanlar, ortak paydalarda buluştukları kişilerle normal zamanlarda birlikte olup, sorunlarını dayanışma içerisinde çözme yoluna gidiyor. Ama belli yol ayrımlarında, tüm ortak paylaşımları bir yana atıp, sadece kişisel çıkarlarına yönelmekten de geri kalmıyor.
Tabi bu arada, hırslarına, ihtiraslarına yenik düşmeden, gerçek dostlukları yakalayanlar da az değil. Dostlarının, arkadaşlarının hatalarını, eksikliklerini koz olarak kullanıp, kendisine kazanımlar elde etmek yerine, dostunun, arkadaşının yanlışlarını düzeltmeye, eksiklerini gidermeye özen gösteren sağlam kişiliklere de çevremizde rastlamak mümkün.
Hüznün, üzüntünün paylaştıkça azaldığının; sevincin, mutluluğun paylaştıkça çoğaldığının bilincine varan insanlar; hem kendileri daha çok mutlu olur, hem de çevresini mutlu eder. Bu da hırstan, ihtirastan, aç gözlülükten uzak kalmakla sağlanabilir.
Kendimize olduğu kadar, çocuklarımıza, çevremize, paylaşmanın, hoşgörünün ve toplumsal çıkarların önemini bir kişilik olarak yerleştirebilirsek; çatışmaların, haksızlıkların, adaletsizliklerin de önüne geçer, gerçek mutluluğu yakalayabiliriz.
